Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde hutbe irad etti, ardından Cuma namazını kıldırdı.
Cuma namazından önce “Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya” programına katılan Arpaguş, İslam medeniyetinin mabet merkezli bir medeniyet olduğunu söyledi. Başkan Arpaguş, "İnsanlık için yeni bir çağ açan İstanbul’un fethinin en önemli sembolü olan Ayasofya, Müslümanların zihin ve gönül dünyalarında müstesna bir yer edinmiş ve tarih boyunca bu nadide konumunu muhafaza etmiştir.” dedi.
Ayasofya’nın, asırlar boyunca farklı inançların, kültürlerin ve büyük imparatorlukların kalbinde yer aldığını aktaran Başkan Arpaguş, Ayasofya’nın her dönemin ruhunu kendi gövdesinde somutlaştırmış canlı bir tarih abidesi olduğunu dile getirerek, şu ifadelere yer verdi:
“Ancak, 1453 yılı, onun hikâyesinde yepyeni ve geri dönülemez bir dönüm noktasını temsil etmektedir. On beş asrı aşan ömrüyle insanlık tarihinin en kıymetli ilim, hikmet ve ibadet mekânlarından olan Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethiyle birlikte İslam’ın ilkelerinin ve nebevi değerlerinin evrensel nişanelerinden biri haline gelmiş ve yeni bir medeniyet ufkuna yelken açmıştır. Müslümanların elinde Ayasofya, İslam medeniyetinin adalet anlayışının, estetik dehasının ve evrensel iddialarının en önemli sembollerinden biri olmuştur.”
Başkan Arpaguş, konuşmasına şöyle devam etti:
“İslam medeniyeti açısından Ayasofya’yı doğru anlamak için, onu ‘muştu’, ‘hukuk’ ve ‘estetik’ kavramlarıyla ifade edebileceğimiz üç temel boyutta ele alabiliriz. Öncelikle Ayasofya, nebevî bir muştunun maddi ve manevi karşılığıdır. Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) ‘İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.’ müjdesinin nihaî tecellisidir. Müslümanların hafızalarında asırlar boyu özlemle büyütülen bu müjde, fethin hemen ardından Ayasofya’nın kubbelerinde çınlayan ilk ezanla hayat bulmuştur.”
“Ayasofya, bir arada yaşama ahlakının başyapıtı olmuştur”
Ayasofya Camii’nin, Müslüman idrakinde sıradan bir fethin değil, ilahî bir takdirin tecellisi, kutlu bir arayışın nihaî menzili ve adanmışlığın en büyük nişanesi olarak kabul gördüğünü kaydeden Başkan Arpaguş, “İkinci olarak Ayasofya, İslam’ın ‘Fetih ve Hukuk’ anlayışının en somut göstergesidir. İslam medeniyetinin en ayırt edici özelliklerinden biri, gücü hukukla, hâkimiyeti adaletle ve fethi emanet bilinciyle tesis etmesidir. Fatih Sultan Mehmed Han, böyle bir inançla İstanbul’a girmiş; Ayasofya’yı kendi kurduğu vakfın koruması altına alarak bu muazzam mabede zarar verilmesini engellemiştir. Bu tarihi mabedin geçmişine ait mimari deha korunarak İslam örf ve geleneğine mutabık olmayan pek çok unsur bile tahrip edilmek yerine incelik ve zarafetle örtülmek suretiyle muhafaza edilmiştir. Böylece Ayasofya, Müslümanların elinde kültür, sanat ve medeniyet ihyasının görkemli bir sembolü ve bir arada yaşama ahlakının başyapıtı olmuştur.” şeklinde konuştu.
Ayasofya’nın, bugünün dünyasına ve Müslümanlarına da büyük ideallerin imanla birlikte ilim, hikmet, gayret ve disiplinle gerçekleşeceğini öğrettiğini bildiren Başkan Arpaguş, “Atalet, ümitsizlik ve gaflete düşmeden, planlı bir çalışma ve kararlı bir duruş ile çıkılan yolun, Allah’ın yardımı sayesinde zaferle sonuçlanacağını müjdelemektedir. Bugün Ayasofya’nın yeniden asli hüviyetine kavuşturulmasında da aynı azim ve kararlılığı görüyoruz. Asil ecdadımıza vefanın bir tezahürü olarak Ayasofya’nın yeniden aslî kimliğine kavuşturulması, milletimizin kendi değerlerine ve medeniyetine sahip çıktığının bir göstergesidir. Aynı zamanda köklerinden aldığı güçle yeni bir gelecek inşa etme azminin bir yansımasıdır.” diye konuştu.
Programa Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran, 64. Hükümet Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Görmez, İstanbul İl Müftüsü Doç. Dr. Emrullah Tuncel ve davetliler katıldı.