Güncel

Yapıcıoğlu: Ben de Kürdüm ama Öcalan temsilcim değil

Yapıcıoğlu: Eğer vatandaş 'bu devlet benim de devletimdir' diyebilirse kimse orayı yıkamaz. Binlerce ortak noktamız var, bırakın üç beş noktamız da farklı olsun. O farklılıklar bizi bölmez.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, "İllegal bir örgütün başındaki kişi, sayıları on milyonlarla ifade edilen bir toplumun temsilcisi olarak kabul ediliyorsa, o toplumun içerisinde bunu kendisine hakaret kabul edecek milyonlarca insan vardır.” dedi.

Meclis'te düzenlediği basın toplantısında soruları cevaplayan Zekeriya Yapıcıoğlu, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ‘Abdullah Öcalan’ın statüsüyle ilgili sözlerine ilişkin değerlendirmede bulunudu. Yapıcıoğlu, “Hedeflenen şey sadece PKK'nin silahsızlanması, kendini feshetmesi ve bunu koordine etmesi ise bu anlaşılabilir bir durumdur. Fakat Abdullah Öcalan bütün Kürtlerin temsilcisidir deniyorsa; ben de Kürdüm, o benim temsilcim değildir." ifadelerini kullandı.

"Şiddet sorunu ile Kürt meselesi birbirinden bağımsızdır"

Meclis'te kurulan komisyonun şubat ayı itibarıyla çalışmalarını sonlandırdığını ve raporunu Meclis Başkanlığına sunduğunu hatırlatan Yapıcıoğlu, Türkiye'deki sorunun tek boyutlu olmadığını vurguladı.

Yapıcıoğlu, "Türkiye'nin mutlaka halletmesi gereken bir şiddet sorunu var. Bunu farklı şekillerde isimlendirmek mümkündür ama sonuç itibarıyla vardığı nokta, 40 yılı aşkın bir süredir bir şiddet ortamının var olduğu ve bunun mutlaka çözülmesi gerektiğidir. Bir de bundan bağımsız olarak, bir asrı aşkın bir süredir var olan bir Kürt meselesi vardır. Bu ikisi birbirinden bağımsızdır, birisi diğerinin nedeni veya sonucu değildir; bize göre iki ayrı meseledir. Biz birincisine şiddet sorunu, ikincisine de mesele demeyi tercih ediyoruz. Bize göre her ikisi de mutlaka çözülmelidir; bu bir tercih değil, bir zorunluluktur." dedi.

Sürece başından beri destek verdiklerini belirten Yapıcıoğlu, samimiyet, kararlılık ve irade ile meselenin çözümünün mümkün olduğunu defaatle dile getirdiklerini hatırlattı.

"Somut olarak kanun teklifi öneren tek parti HÜDA PAR'dır"

Komisyona sundukları raporun en somut ve dişe dokunur raporlardan biri olduğuna dikkat çeken Yapıcıoğlu, raporun ekinde 11 maddelik bir kanun teklifi taslağı sunduklarını belirtti.

Yapıcıoğlu, "Diğerleri yasal düzenlemenin yapılması gerektiğiyle ilgili yuvarlak cümleler kurdular, bazı taleplerde bulundular ama biz somut olarak ortaya bir şey koyduk. Bu kanun teklifimizi Meclis Başkanlığına resmi bir teklif olarak sunmak yerine, üzerinde tartışılabilecek bir zemin olması için komisyon başkanlığına sunduk. Meclis Başkanlığına sunmadan önce bunu Sayın Cumhurbaşkanıyla da paylaştık. AK Parti, CHP, DEM Parti, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol grubuna, hatta grubu olmayan partilere de verdik. Geri dönüş yapanların önemli bir kısmı olumlu dönüş yaptı ve üzerinde tartışma yapılacak iyi bir zemin olduğunu söylediler." dedi.

"Kürt meselesinin muhatabı Millet Meclisidir"

Sürecin yavaşlaması durumunda tıkanma riskinin doğabileceği uyarısında bulunan Yapıcıoğlu, şiddet sorunu ile Kürt meselesinin muhataplarının farklı olduğuna işaret etti.

Yapıcıoğlu, şunları kaydetti: "Şiddetle ilgili sorunun konuşulacağı kişi elbette şiddete başvuran, elinde silah bulunan kişilerdir. Hangi şartlarda silahı bırakacakları onlarla konuşulur. Sayın Bahçeli'nin statüyle ilgili son çıkışı, MHP'nin komisyona sunmuş olduğu 'Türkiye'de Kürt meselesi diye bir mesele yoktur, sadece şiddet sorunu vardır' şeklindeki raporla birlikte değerlendirilmelidir. Eğer sorun sadece şiddet sorunuysa, şiddeti bırakması istenen kimse onunla konuşulur; bu gayet tabiidir. Ama eğer bizim dediğimiz gibi bir asrı aşan Kürt meselesi konuşulacaksa, o zaman bunun çözümünün konuşulacağı yer elbette Millet Meclisidir, milletin bizatihi kendisidir ve onun temsilcileridir. Sorunun çözüm yolları farklıdır, meselenin çözümü farklıdır."

"Silah bırakanların tespiti için 'Gözlem ve Tespit Kurulu' kurulmalı"

Örgütün silah bırakıp bırakmadığının tespiti konusunda yaşanan tartışmalara, sundukları kanun teklifiyle bir çözüm formülü getirdiklerini belirten Yapıcıoğlu, "Önce silahlar mı bırakılsın, yoksa tespit yapılmadan kanun çıkmasın mı?" şeklindeki farklı görüşleri bir araya getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Yapıcıoğlu, kanun tekliflerinin içeriğine dair şu bilgileri paylaştı: "Birisinin sadece 'ben silah bıraktım' demesi yeterli midir? Biz diyoruz ki; Meclis olarak mümkünse oy birliğiyle, değilse en geniş mutabakatla bir kanun çıkaralım. Silah bırakan, şiddetle arasına mesafe koyan kim varsa bunlarla ilgili nasıl bir muamele yapılacağını biz belirleyelim. Ama bu düzenlemeler (ceza indirimi vb.) bir şarta bağlı olsun. O şart da silah bıraktığını söyleyenlerin durumunun sahada istihbarat ve güvenlik birimlerince teyit edilmesidir. Kanun teklifimizde, ilgili bakanlıklar ve Milli İstihbarat Teşkilatı temsilcilerinden oluşacak bir 'Gözlem ve Tespit Kurulu' öneriyoruz. Bu kurul sahadaki durumu tespit ettiğinde konuyu Milli Güvenlik Kurulu'na taşısın. Çıkan kararla Cumhurbaşkanı ilgili örgütü 'münfesih örgüt' ilan etsin ve yargı organları kanuna göre karar versin. Biz tek bir düzenlemeyle her iki tarafın endişelerini gidermiş olabiliriz."

“ 'Anadilde eğitim bizi böler' endişesine katılmıyorum”

Anadil hakkının uluslararası hukukta tarif edilen doğal bir hak olduğunu vurgulayan Yapıcıoğlu, seçmeli ders uygulamasının olumlu ancak yetersiz olduğunu ifade etti. Yapıcıoğlu, "Kişi hem kendi dilinde eğitim alabilmeli, hem dilini geliştirebilmeli hem de kamusal alanda kullanabilmeli. 'Anadilde eğitim bizi böler' endişesine katılmıyorum. Eğer vatandaş 'bu devlet benim de devletimdir' diyebilirse kimse orayı yıkamaz. Binlerce ortak noktamız var, bırakın üç beş noktamız da farklı olsun. O farklılıklar bizi bölmez." ifadelerini kullandı.

"Bir tek çocuk öleceğine 100 köpek ölsün"

Başıboş köpek meselesinin sosyal medyada ve toplumda uzun süredir tartışıldığını belirten Yapıcıoğlu, “Maalesef 5 yaşındaki bir yavrumuz böyle bir saldırıda, köpek saldırısında hayatını kaybetti; ben bir kez daha ailesine sabır diliyorum, inşallah bir daha benzer bir olay yaşanmaz. Şimdi bu sorunlar gündeme getirildiğinde birileri sanki bu sorunları gündeme getirenler bütün hayvanlara düşmanlık yapıyor ya da merhametsizce bütün hayvanların öldürülmesini istiyor gibi bir propaganda yapıyor; bu doğru değil. Elbette hayvana merhamet gerekir; o da bir candır. Lakin o hayvan eğer insan sağlığını tehdit eder bir noktaya gelmişse o zaman durum farklılaşır, mutlaka insanların zarar görmeyeceği bir tedbir almak gerekir; bu tedbir nedir, neyse o." şeklinde konuştu.

Saldırgan ve tedavisi mümkün olmayan hayvanlara karşı gerekirse sert tedbirlerin alınması gerektiğini ifade eden Yapıcıoğlu, geçmişteki salgın hastalık dönemlerinden örnekler vererek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğer bunu insanlardan uzaklaştırmak, bir yere kapatmak gerekiyorsa, o eğer o hayvan saldırgansa, iyileştirilemiyorsa, tedavi edilemiyorsa gerekirse itlaf da edilebilmelidir; yani bir tek çocuk öleceğine 100 köpek ölsün. Kuşlarla, kanatlı hayvanlarla bulaşan bir hastalık geldiğinde hasta olsun olmasın bütün kanatlıların itlaf edildiği günleri unuttuk mu? Tavuklar hayvan değil mi? Hayvanlardan hayvana ya da hayvandan insana geçen bir hastalık geldiğinde toplum sağlığını korumak öncelikli olmalıdır."

"Asıl sorun, hayvanların insanlarla eşitlenmesi sorunudur"

Genel Başkanımız Zekeriya Yapıcıoğlu, sorunun temelinde hayvanlara bakış açısındaki yanlışlıkların yattığını belirterek, "Mutlaka merhamet sınırlarını aşmadan ama insanın sağlığını ve güvenliğini de öncelikli ederek tedbirler almak zorundadır; kim bu tedbiri almıyorsa onun üzerine de kararlılıkla gidilmelidir. Yani sorun hayvanların kendisi değildir; sorun hayvanlara gereği gibi bakılmaması ya da gereği gibi muhafaza edilmemesi, daha büyüğü ise hayvanların insanlarla eşitlenmesi sorunudur. Evet, hayvanlar candır ama bütün hayvanlar bir insan etmez; bu ikisinin birbirine karıştırılmaması gerekir. İnsan sağlığını öncelemek, bütün hayvanların itlaf edilmesini istemek değildir; bu ikisini birbirine karıştırmayalım." değerlendirmesinde bulundu.