Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Konya'da düzenlenen İmam Hatip Okulları Büyük Türkiye Şöleni'nde, imam hatip meselesinin bu milletin evlatlarını kökleriyle buluşturma meselesi olduğunu söyledi.
Bugün ulaşılan bu iklime kolay erişilmediğini, bu camianın bu rahatlığa zahmetsiz bir biçimde kavuşmadığını hatırlatan Tekin, bu ekosistemin mayasında milletin evlatlarını yetiştirme hassasiyeti, ailelerin duası, öğretmenlerin emeği, mezunların vefası, yıllar boyunca bu davaya omuz veren geniş bir gönül seferberliği, alın teri, gözyaşı, sabır, mücadele ve ağır bedeller olduğunu vurguladı.
Gençlerin 28 Şubat'ın ağır iklimini kitaplardan, televizyonlardan, kendilerine anlatılanlardan öğrendiğini kaydeden Tekin, önceki kuşaklar olarak o dönemin acısını doğrudan yaşadıklarını anlattı. Bu ülkenin yakın tarihinde imam hatip mezunu olmaktan kaynaklanan ağır bedeller ödendiğini söyleyen Tekin, bir dönem gençlerin önüne tercih ettikleri okul yüzünden görünmez duvarlar örüldüğünü anımsattı.
Bakan Tekin, "İmam hatipli gençlerin alın teri, sınav başarısı, hayalleri, emekleri; bir katsayı hesabıyla resmen çalınmak istendi. Puanı yettiği hâlde istediği okullarda okuyamayan, yıllarca hazırlandığı hâlde önüne konulan engeller nedeniyle, suni engeller nedeniyle yolunu değiştirmek zorunda kalan gençlerimiz oldu. Hukuk, tıp, mühendislik okumak isterken... Öğretmen olma hayali kurarken nice evladımız okul tercihi sebebiyle haksızlıklarla karşı karşıya kaldı. Başörtülü kızlarımız okul kapılarında bekletildi, üniversite koridorlarında incitildi, sınav salonlarında onur kırıcı muamelelere maruz bırakıldı. Kimi zaman ikna odalarında inancından, kıyafetinden, kimliğinden vazgeçmeye zorlandı." şeklinde konuştu.
1997 yılında, yani bundan yaklaşık 30 yıl önce yaşanan 28 Şubat sürecinin tankların yürüdüğü caddelerden ibaret bir dönem olarak yaşanmadığını, o sürecin evlerin içine kadar uzanan bir endişe iklimi inşa ettiğini dile getiren Tekin, konuşmasına şöyle devam etti:
"Milletin inancını, kıyafetini, okul tercihini ve hayat tarzını hizaya sokmaya çalışan vesayet aklı egemen olmaya çalıştı. Hamdolsun, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, evlatlarımızın önüne konulan bu yasakçı düzenekleri teker teker tasfiye etti. Başörtüsü yasağı, katsayı adaletsizliği sona erdirildi. İmam hatip okullarının önüne örülen bütün duvarlar bir bir yıkıldı. Eğitim hakkını, okul tercihi, inanç ve kimlik üzerinden daraltmak isteyen vesayet aklı, millet iradesinin karşısında gerilemek zorunda bırakıldı. Bugün gençlerimiz bu salonda Kur'an'ı özgüvenle okuyabiliyorsa, hafızlarımız emeklerini gururla ortaya koyabiliyorlarsa, kızlarımız ve erkeklerimiz kendi kimlikleriyle eğitim hayatında varlık gösterebiliyorlarsa burada yıllara yayılan büyük bir demokrasi mücadelesinin, milletle omuz omuza yürüyen kararlı bir liderliğin emeği var."
Bunca mücadeleden sonra kendilerine düşenin imkânın büyüklüğüyle avunmak olamayacağını kaydeden Tekin, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bunca bedelden sonra bize yakışan; bu imkânı çocuklarımızın şahsiyetinde, okulun ikliminde, öğretmenlerimizin rehberliğinde, ailenin duasında ve camiamızın gayretinde daha yüksek seviyelere taşımak olmalı. Baskı zamanlarında sabretmek büyük bir erdemdir. Yasak zamanlarında direnmek büyük bir iştir. Katsayı duvarlarının karşısında evlatlarımızın elinden tutmak önemli bir iştir, fakat imkânların genişlediği zamanda gevşememek, rahatlık zamanında rehavete kapılmamak, alkış çoğaldığında iç muhasebeyi kaybetmemek de en az onlar kadar önemli erdemlerdir, çünkü geçmişte haksızlığa uğramış olmak, bugün daha nitelikli iş yapma yükümlülüğümüzü ortadan kaldırmaz. Bilakis, sorumluluğumuzu, borcumuzu artırır."